özgürlük yolu

birkaç klişeden beslenen birkaç cümle.

christopher mccandless’ın [bkz: into the wild (2007)] hayatının nasıl bittiğini sorsam -ki sormam- çok farklı yanıtlar alırdım eminim. ben bu soruyu ona sormayı çok isterdim. kitaba yazdığı “mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir” cümlesinin arkasında ne olduğunu öğrenmeyi dilerdim. çünkü içine girdiği kaçınılmaz bir döngü var. mutluluğunu paylaşamayıp çıktığı yolda, mutluluğun paylaşılması gerektiğinin farkına varması, aslında ölümün böyle -kendimi de ona benzeteceğim, ne derseniz deyin- bir insan için yakınlaştıkça güzelleşen bir şey olduğunu gösterir. yani cidden, tüm o romanlardan, şiirlerden, filmlerden çıkarılan bütün anlamların veya benzerlerinin gerçek hayatta bir karşılığı yoksa, anlamlı yaşamanın peşinde koşan biri için, yaşamın da bir anlamı olmuyor. ama benim ona sormak isteyeceğim asıl soru, değdi mi? sorusu olurdu. tamam senin sebeplerin vardı tüm bunlar için ama, cidden bir hastalık anında mutluluk hakkında yazdığın bir satırdan başka ne anladın.

soru işareti.

babama mektup’tan

“Çalkan Karadeniz çalkan
Gemiler açıyor yelken

gibi beni çok duygulandıran bir masal türküsünün yanı sıra

Yekte yavrum yekte
Pastırmalar yükte

türküsünü de aynı keyifle söyledin ve dinledin. Ben sonradan edindiğim bir duyarlıkla, ikincisini sanki alaya alıyormuşum gibi değerlendirerek işin içinden çıkmayı denedim: şu ‘filan’ sözünü, basit duygululuklarımı gizlemek için kullandığım gibi filan.”

Oğuz Atay.

Atlas Silkindi’den

Adam hazin hazin gülümsedi, başını iki yana salladı. “Yok, Bayan Taggart… İnsanlar artık yeni hiçbir şey yapmıyor.”

“Yapacaklar. Bu geçici bir şey.”

devrim!

hiçvaktimyokşimdiuzunyazıokumaya’cılar, kültürünü facebook’tan almışlar, sokakları dolduran insanlar. milyonlaştıkça minyonlaştılar. demokrasi ve özgürlük, yargı ve siyaset. edebiyat ve mizah, küfür ve şirk. yaşamak kolay dediyse biri, ünlüyse söyleyen özlü söz olmuştur bu söz. kızmayacağım bu kez, söz.

güneş isyan etti ve kendine sakladı alevini. otobüs camından bana güldüm. çocuklar bana güldü. güneş isyan etti, dedim, diyecek başka sözüm yok ki. sen baksan da göremezsin şimdi. otobüs sağa kaçtı, ben ileri düştüm.
- oturgaçlı götürgeç bu, efendi!
tanrılar bizimle alay etti. ve aradan tam yüz yıl geçti.

böyle buyurdu sitoplazma

merhaba. kendinizi amipten büyük mü sanıyorsunuz? aynı iğrenç maddeden yapılmış, yapış yapış yaratıklarsınız. ikiniz de pis kokuyor, yaşamanın anlamı üzerine düşünmüyorsunuz. içinize hapsediyorsunuz ihtiyacınız olanları. sizler birer amipsiniz baylar ve bayanlar! bunu kabullenin. değerli hayatlarınız uğruna hayatlarınızı harcıyorsunuz. çelişkilerinizin farkına varacak mısınız? kokuşmuş sistemlerinizi onaracak mısınız? bu söylediklerimi duyacak mısınız? ve beni aptal rediflere zorladınız.
şimdi susacağım. elinizdeki kelimeleri yavaşça yere bırakacak ve defolacaksınız varlığımdan. üstüme sinmeden pis kokunuz, gideceksiniz daha fazla midem bulanmadan!
ve titredi gökyüzü korkuyla. böyle buyurdu sitoplazma:
varlık mecburiyse, varlığın çilesi niye?

dışımda bir boşluk

“Hayat sana ekşi limonlar uzatıyorsa, sen ona fuck you de.” gibisinden no-alcohol ergen triplerine girmeme ramak kalmışken, tam da karamsar şeytan motifleri karalamanın eşiğinde “ulan madem hayatı yaşayamıyorum, bari anlamaya da çalışmayayım, bok yolu rahat yoludur” demek üzereyken, -şimdi sen bekliyorsun nasıl döndüm hayata diye ama- hiçbir şey olmadı işte tam o anda. 16 yaşımın muhteşem karanlığına dönemediğim gibi, etrafıma bakıp “ha şimdi şuradan çıkacak” şeklinde umutlarla ömrümü harcadığım aydınlığı da hala göremedim. dışımda bir boşluk var inanır mısın?.. içimde hiç olmadı.

çok kardeş iyidir, kardeş (!)

Kitleleri endoktrine edebilmenin en bilindik yollarından birinin… Cık. Çok gürültü geliyooo! Kitleleri endoktrine edebilmenin… enoktrine edebilmek. Ya bi susuuun! edebilmenin en bilindik? Bilindik, hımmm. yollarından birinin. Hey! N’apıosunuz orda ya, iki satır yazı okutmadınız! La havle. Of. Müzik açsam onların sesini bastırır mı acaba? Hah şöyle. Kitleleri endoktrine edebilmenin ne anlarlar dertten haldeeen, hepsi gelmiş neanderthal’den! Hay bin şarkı. Kafamı karıştırdı bu da iyi mi?! Dur dur, işin sırrı gelen sesleri duymamakta. Müziği kapattım, kafamı okuduğum yazıya vereyim. Hiç gürültü yok. Kütüphanedeyim! Evet evet! Burası bir kütüphane. Kitleleri en…

-Aaaabiiiiii?

doktrine edebil…

-Aaaaaabi?

menin, sus nolur sus!

-Aaaaabiiii?
-Ne var?
-Film mi izliyorsun?
-!?

en bilindik!..

Çok kardeş iyidir, diyenler; evlerinde hiç sakin kafayla makale okumaya kalkmamış olmalı.

Mereba

sıkıldım ftpli wordpress’e virüs bulaşıp durmasından (ftpli wordpress ne lan?) bundan sonra bloga buradan devam edeceğim. saygılarımla efenim.

twitter.com/delimtrack
facebook.com/delimtrack
formspring.me/delimtrack
delimtrack.wordpress.com (şu anda buradasınız.)

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.